Bizi Twitter'dan takip etmek için: @sotatercuman
Çeviri arşivimize ulaşmak için tıklayın.


Lionel Messi: Bir Varmış, Bir Yokmuş

Birazdan okuyacağınız yazı, 6 Ekim 2012'de ESPN Outside the Lines'da yayınlanmıştır.


Şehirleri oldukları gibi değil de olmaları gerektiği gibi görmeyi pek seven turist rehberi editörlerinin hayallerinde, Rosario şehri ve bu şehrin evladı, tüm dünyanın tanıdığı futbol yıldızı Leo Messi arasında tutkulu bir aşk yaşanıyor. Bunun böyle olduğunu Buenos Aires'ten Messi'nin memleketine yaptığım yolculuk sırasında okuduğum Lonely Planet kitabının 179'ncu sayfasından öğrendim. Arjantin'de yaşayan İrlandalı arkadaşım ve çevirmenim Paul, direksiyondaydı. Kendisi Messi'yle ilgili saplantımı tedavi etmek uğruna çıktığım bu yolculukta bana yardımcı olmayı kabul etmişti.

Leo Messi, dünyanın en ünlü sporcularından biri olmasına rağmen gizemli bir figür olarak kalmayı yıllardır başarıyor ve bu garip ikilem beni adeta içine çekiyordu. Hakkında bulabildiğim her şeyi okumuş, Barcelona formasıyla art arda sıraladığı absürd gollerin videolarını tekrar tekrar izlemiştim. Diğer futbolcular topun peşinde koşturup dururken; Messi en yüksek hıza çıktığında da, yerinde öylece durduğunda da meşin yuvarlakla tam bir uyum içerisindeydi. Ama son düdük çalar çalmaz, o ateş garip bir biçimde sönüyordu. Messi kimseyle göz teması kurmuyor, ağzından "Evet" ya da "Hayır" dışında bir laf çıkmıyordu. Hayat çizgisi adeta dümdüzdü. Okuduğum, izlediğim şeyler gittikçe artarken, anladığım şeyler aynı oranda azalıyordu. Belki de doğduğu yerde, Rosario'da bu durumu değiştirebilirdim.

Paul'la şehre ilk adım attığımızda, Messi'nin anıldığı bir yer bulmayı bekliyorduk. Anlarsınız ya. Restoranın birinde çocukluğunda çekilmiş kocaman bir fotoğrafı, onun yanında genç takımda kazandığı kupalardan biri sergileniyor olabilirdi örneğin. Ya da şehrin barlarından biri, onun için bir çeşit tapınağa dönüştürülmüş de olabilirdi. Böyle küçük coğrafyalardan büyük bir insan; bir futbol kahramanı, bir rock yıldızı, bir astronot çıktığında etrafta mutlaka bunu hatırlatan bir şeyler olurdu. Rosario'daki ilk günümüzde Messi'nin burada büyüdüğünü ima eden tek bir şeye bile rastlamadık. Ertesi sabah, benzin istasyonunda empanada yerken caddenin ilerisinde, Messi'nin mahallesinden birkaç blok ötede bir spor barı olduğunu fark ettik. Barın pencerelerinde Muhammed Ali, Maria Şarapova ve Rafael Nadal'ın kocaman fotoğrafları vardı. Messi yoktu.



Sonraki günlerde bu durum kendini şehrin başka yerlerinde de tekrar etti. Bilmeseniz, Messi'nin Rosario'lu olduğunu tahmin bile edemezdiniz. İlk kez futbol oynadığı sahayı, art arda dizilmiş Sovyet stili apartmanların gün batımında oluşturduğu ay benzeri bir manzarayla, sahipsiz köpeklerin havladığı bir yerin arasında bulduk. Messi'nin ufacık bir resmi bile yoktu. Birisi hemen dışarıdaki duvara parlak renkler ve soyut çizgilerle birisinin grafitisini yapmıştı. Kafasındaki band ve yüzü tanıdık gözüküyordu. "Aman tanrım" diyip gülmeye başladım. Bu, Keith Richards'dı. Onun ardından dikkatimi çeken, hemen yanındaki kocaman dudaklar ve o dudakları taşıyan durumla alakasız başka bir yüz oldu: Mick Jagger da buradaydı! Messi'nin ilk kez top oynadığı yerde, Rolling Stones insanların hayal gücüne ondan daha çok hükmediyordu. Şaşkındım. Burnumun ucundakini göremediğimi düşünerek, ortaya çıkan -daha doğrusu, çıkmayan- durumu Messi'yi ve ailesini tanıyan bir genç takım antrenörüne anlattığımda biraz olsun rahatladım. Onun da Rosario hakkındaki düşünceleri bizimle aynıydı. O da doğduğu yer tarafından evlatlıktan reddedilse nasıl bir tepki vereceğini daha önceden tasavvur etmeye çalışmıştı. "Buranın Messi'nin şehri olduğunu hissetmiyorsunuz" diyordu David Treves. "Gezegendeki en iyi futbolcu olmanıza rağmen kendi insanlarınızdan bir parça olsun sevgi görmüyorsunuz. Pek çok insan bu durumda "Cehenneme kadar yolunuz var. Barcelona'ya gidip cebimi dolduracağım" der ve hayatına devam ederdi."

En sonunda, elimizde şehir rehberi, bölgedeki turist danışma ofisine gittik.

Bankonun arkasındaki genç adama sorduk: "Leo Messi'yle ilgili bir şeyler arıyoruz. Şehirde ziyaret edebileceğimiz bir yer var mı?"

Yanındaki meslektaşı sözlerime kıkır kıkır güldü.

Adamın yanıtıysa hayır oldu.



Ama gitmeden önce aklına bir şey geldi: Messi'nin ailesi sahil yolunun hemen üzerinde bulunan VIP adlı bir bar işletiyordu. Barın dışındaki masaların üzerinde mavi şemsiyeler, o şemsiyelerin çevresinde de bir söğüt ağacının gölgesini gördük. Alçak tavanlı iç mekanın duvarları düz camla, tavanı kemerlerle kaplanmış, ortaya modaya uygun ama ruhu olmayan, soğuk ve yapay bir yer çıkmıştı. Burada da Messi hakkında tek kelime yoktu. Pazar öğlen saatleriydi. Okyanusun öte tarafında Messi’li Barcelona santrayı çoktan yapmış; maç, dünyanın her yerinde canlı yayınlanıyor ama Messi'nin sahibi olduğu barda bu umursanmıyordu. Tepemde duran yüksek çözünürlüklü dev televizyonda ise Clasico Shawarma adlı bir yemek programı açıktı.


BİR DUVARLA KONUŞMAK

Messi ile ilgili bir anıt görmek şöyle dursun, bahsettiğimiz bu büyük tutarsızlıktan daha can sıkıcı bir şeyi sonradan fark edecektik.

Bir gece geç saatlerde, şehirdeki en iyi restoranların sıralandığı Pellegrini Bulvarı'nda yediğimiz akşam yemeğinden çıkıp, loş ışıkla aydınlatılmış izbe bir bilardo salonuna girdik. Bir an herkes bize bakıp şöyle bir süzdü. Çıplak duvarlar izmarit izleriyle ve ufalanmış sıvaların bıraktığı küçük lekelerle doluydu. İçerisi duman altıydı. Hurdaya çıkmış bir espresso makinesi tıslıyor, sessizliği bozacak bir müzik de duyulmuyordu. Yaşlı adamlar, bilardo masalarının çevresinde toplanmış; diğerleri küçük gruplar halinde oturuyor, kart oynuyor, domino taşları diziyordu. Kalın ayak bilekli iki kadın, barmenle konuşuyordu. Onlardan birisi bilardo oynayan bir adama orta parmağını gösterdi. Daha sonra, o adam yanımıza gelip Amerikada'yken mafya için çalıştığını ve bir keresinde arabası 16 kilo kokainle doluyken doğu kıyısına bakan yollarda yolculuk ettiğini söyledi. Ardından, el tırnaklarımız penseyle çekilse nasıl hissedeceğimiz konusunda bizi detaylı bir biçimde bilgilendirdi. Paul, susması için yaptığım işaretleri görmezden gelip, adama hiç birisini öldürüp öldürmediğini sordu. Adam önce "Hayır" diyip sonra gözünü kırptı. Birkaç şişe bira içip bilardo oynadık. Ardından içkilerimizi getiren yaşlı adama Messi konusunu açtık.

"Arjantin'le hiçbir şey kazanmadı" dedi adam.

Biz nasıl Rosario'da kendisinden hiçbir iz göremiyorsak, Rosario sakinleri de onda kendilerinden bir iz göremiyordu. Ofisimde Getafe'ye attığı meşhur golü defalarca izleyen ben, Messi'yi ne kadar tanıyorsam, memleketinin insanları da onu o kadar tanıyordu. Ne oyununu anlayabiliyorlar, ne davranışlarını açıklayabilecek bir sebep-sonuç ilişkisi kurabiliyorlar ya da X + Y = Z şeklinde sorunu çözebilecek bir denklem görebiliyorlardı. Mesela Diego Maradona'yı anlıyorlardı: Villa Fiorito adlı bir gecekondu mahallesinde, inanılmaz bir fakirlik içinde büyümüş; hayatı boyunca doğumuyla beraber alnına yazılmış gerçeklerden kaçmaya çalışmıştı. Başarılı olsun olmasın, Maradona'nın mücadelesine değer veriyorlardı. Yeteneğinin kaynağı da, kafasında dolaşan tilkiler de onlar için anlaşılırdı. Maradona'nın bugüne kadar yaptığı her şeyi, Fiorito'nun çetin sokaklarıyla açıklamak mümkündü.

Bugün 25 yaşındaki Messi, şimdiye dek gördükleri hiçbir futbolcuya benzemiyor. Yeteneğini hayat hikayesiyle açıklamak mümkün değil. Çünkü orta sınıfa mensup, normal ve sorunsuz bir ailede büyümüş. Barcelona'da birdenbire bir süperstara dönüşene dek, memleketindeki pek çok insan adını dahi duymamıştı.



Messi, Rosario'daki en büyük başarılarını minikler seviyesindeki bir takımla yaşamıştı. Messi’nin forma giydiği dört yıl boyunca oynadıkları maçlarda sadece bir yenilgi aldılar. Takım, o seviyedeki yerel futbolu takip eden insanların küçük dünyasında, oyuncuların doğum yılına gönderme yapan bir isimle tanındı: '87 Makinesi.

Ancak bir sorun vardı. Bu büyük potansiyelin gerçeğe dönüşmesinin önünde dev bir engel bulunuyordu. Messi dokuz yaşındayken vücudunun büyümesi durdu. Doktorlar onda bir hormon eksikliği olduğunu keşfetti ve reçete olarak günlük dozlarda alması gereken hormon iğneleri yazdılar. Messi arkadaşlarıyla futbol oynarken, ilaçlarını küçük bir soğutucuda taşıyor, zamanı geldiğinde iğneyle kendine enjekte ediyordu.

Gözyaşları içindeki Lionel, doktoruna şöyle sormuş: "Büyüyecek miyim?"

Doktor Diego Schwarsztein o soruyu şöyle yanıtlamış: "Maradona'dan uzun olacaksın. Daha iyi olur musun bilmem, ama daha uzun olacaksın."


Oynadığı kulüp olan bölgenin en güçlü ekiplerinden Newell's Old Boys, başlarda ilaç masraflarının karşılanması için ailesine yardımcı olmayı kabul etti ama masraflar artınca yardımı kestiler. Hüsran içindeki babası, aileye destek olacak yeni bir kulüp buldu: Barça. Leo 13 yaşındaydı. '87 Makinesi son şampiyonluğunu kazandıktan sonra, o ve babası Jorge, İspanya'ya taşındılar. Messi, ülkeden ayrılmadan önce vedalaşmak üzere doktorunun ofisine uğradı. Schwarsztein ona şans diledi. Messi de arkasında dokuz numara yazan, küçük Newell's formasını verip üzerine imzasını attı. Ardından, babasıyla Buenos Aires havalimanına doğru yola çıktı. Eski, rahat hayatını arkasında bırakıp bilinmezliklerle dolu yeni bir yaşama yelken açıyordu.

Annesi, kardeşleriyle beraber Arjantin'de kalınca Messi ailesi ikiye bölünmüş oldu. Bu ayrılık, Lionel'i utangaç ve içine kapanık bir çocuk haline getirdi. Ağladığı zamanlar (ki sık sık ağlarmış) babasının kendisini görmemesi için bir yerlere saklanırdı.

Tüm ailesinin hayatı, onun geleceğine endeksliydi: Barça, kulübün ünlü altyapı akademisinde oynayan Leo'nun babasına iş vermeyi bile kabul etmişti. Küçük Leo, istemeye istemeye okula da gidiyordu. 13 yaşında olsa da profesyonel bir sporcuydu. Aradan dört yıl geçti. Yapayalnız geçirdiği bu dönemden ailesini geçindiren bir çocuk olarak çıktı. Lionel, artık Messi oldu. Büyüdü. Schwarsztein haklı çıkmıştı: Maradona 1.65'ti, Messi ise 1.69. Rosario'daki insanlar onun adını tekrardan duyduğunda, bir yıldızdı. Radyoda sunuculuk yapan aile dostu Marcelo Ramirez önce Messi'den aldığı mesajları bize gösterdi, sonra şunları söyledi: "Kendi şehrinizde bir kahraman olmak zordur. O, burada büyümedi. Buradaki insanlarla arasındaki bağ kopmuş gibi. O, bir Rosarino'dan çok uluslararası bir figür.

Arjantin Milli Takımı'nı çalıştıran antrenörler, varlığından video kasetler aracılığıyla haberdar oldular. Kadroya katılması için ona gönderilen ilk davet, Lionel Messi'ye değil "Leonel Mecci'ye" hitap ediyordu. Barcelona'da alışkın olduğu sistemin dışında oynadığı 2006 ve 2010 Dünya Kupası'nda, kendisini büyük umutlarla izleyen vatandaşlarının beklentilerini karşılayamadı. Antrenörleri ve takım arkadaşları bu soğuk adamı anlayamıyordu: Messi, takımı bir araya getirmek için yapılan bir barbekü partisine katılmış ama tek kelime konuşmamış, et bile istememişti. Arjantin halkı onu İspanyol zannediyor; kafelerde, bilardo salonlarında oturup onun hakkında konuşuyorlardı: Barcelona formasıyla her şeyi kazanırken, ülkesi için hiç kupa kaldıramamasının sebebini merak ediyorlardı. Maçlardan önce ülkenin milli marşını söylememesi onları öfkelendiriyordu. Messi'ye verilen tepkiler, Barcelona'da da çok farklı değildi. İnsanlar, Katalanca konuşmadığını, Rosarino aksanını koruduğunu fark ediyorlardı. Etini Arjantinli bir kasaptan alıyor, yemeklerini Arjantin restoranlarında yiyordu. İspanya'nın önemli futbol editörlerinden Aitor Lagunas şöyle diyor: "Messi'nin bu dünyadaki yeri Barcelona değil. Onun durumu, içinde bastırılmış bir memleket özlemi taşıyan göçmen işçilerin durumuna benziyor."

O, pek çok açıdan, ülkesi olmayan bir adam.

"Barcelona'da tam bir Arjantinli ama Buenos Aires'te öyle değil. Çünkü İspanya'ya çocukken gelmiş" diye devam ediyor dergisi Panenka'nın bir sayısının tamamını Messi ve Rosario'yu keşfetmeye ayıran Lagunas. "Barça'daki akıl almaz oyunuyla milli takımdaki ortalama hali arasındaki fark da, Arjantin halkındaki bu garip algıyı güçlendiriyor. Arjantin halkı, tam anlamıyla klasik bir Arjantinli kişiliğine sahip Maradona'nın aksine, bu küçük, utangaç, içine kapanık ve sessiz çocukta kendilerinden bir şey bulmakta zorlanıyor."

Messi'nin sözleri bir şeylerin ortaya çıkmasına asla yardımcı olmuyor. Sports Illustrated, ünlü yıldızlar hakkında yazdığı profillerle tanınan S.L. Price'ı kendisiyle röportaj yapmaya göndermiş. Price, onca yolu gelip, 15 dakikaya sığan yavan ve biraz da sinirli yanıtlarla geri dönmüş. 

İtalyan gazeteci Luca Caioli'nin yazdığı Messi biyografisinin ortaya çıkardığı tek bir şey var: Arkadaşları ve ailesi, Messi'nin en yakınındaki insanlar için bile bir bilinmez olduğunu itiraf ediyor. Yakın arkadaşı Cintia Arellano, kitabın yazarına aynen şöyle demiş: "Leo iyi hissetmediği zamanlarda yalnızlığı sever. Kapanır. Kendi kabuğuna çekilir. Bazen bana bile böyle davranır. Böyle zamanlarda onunla konuşmaya çalışmak, bir duvarla konuşmaya çalışmak gibidir."


TANIKLAR



Messi'nin minikler takımından eski antrenörü Ernesto Vecchio, paketinden bir sigara çıkarıp filtresini şöyle bir çimdikledi. Yüzünde efkarlı bir gülümseme, mutluluk, merak ve pişmanlık dolu bakışlarla bana döndü ve şöyle dedi:

"Messi, bir cam fanusta saklanıyor."

Newell's Old Boys'un futbol okuluna gidip, kendilerine bol gelen formalarla futbol oynayan küçük çocuklarını izlerken bir yandan piknik yapan anne babaların yanından geçtik. Newell's, Rosario'nun en eski futbol kulübü ve pek çok başka kulüp gibi dinamik bir altyapı  sistemi var.  

Messi buna benzer bir günde, bu sahada antrenman yaptı. Kış mevsiminin son günleriydi. Gök masmavi ve açık gözüküyordu. Karşı tarafta çocuklardan biri topu tribünlerin arasından çıplak ağaçlara doğru attı.

Vecchio içini çekerek söylendi: "Hepsi, Messi gibi olmak istiyor."

Vecchio, yıllar boyunca eski oyuncusuna gönül koymuştu. Burada, bu okulda büyülü bir şey olmuş ve Vecchio da pek çok insan gibi bunda bir rol oynamıştı. Bu katkının bir karşılığı olmalıydı. Oysa bugün, bir efsaneyi ellerinden kaçıran bir avuç vizyonsuz ahmak olarak anılıyorlar. Messi'nin Newell's'ta oynadığı dönem büyüme hormonu masraflarının ödemelerinden sorumlu memur, bugün elinde kulübün yaptığı yardımların (sahte gibi gözüken) fişleriyle etrafta dolanıp profesyonel spor tarihinin en aptalca hatasını yapmadığını kanıtlamaya çalışıyor. Yara izleri hâlâ yerinde duruyor. 

Vecchio eski oyuncusuna ulaşamıyordu. Biraz da bu sebepten, iki yıl önce Londra merkezli bir tabloid gazetesine yaptığı bir açıklamayla ateşe körükle gitti: "Messi, köklerini unutmuş." 

O zaman şöyle demişti: "Onunla en son konuşmamızın üzerinden 10 yıl geçti. Gençler, başarı kazanmaya başladıkları zaman bazı şeyleri unutuyorlar. 2006 yılında bir gün, Rosario'da olduğunu duydum. Eski zamanları yad ederiz diye düşünerek evine gittim. Bana orada olmadığını söylediler ama yalan olduğunu biliyorum. Ondan bir şey isteyeceğimden korktu herhalde. Para, insanları biraz değiştiriyor."

Vecchio'yla bir okulun kantininde buluştuk.

O beklenen cevabı almayı umarak, sorumu sordum: "Onunla en son ne zaman konuştunuz?"

Beklediğim yanıt gelmedi: "Bir yıl önce" dedi.

Bir kere daha Messi'nin şehre geldiği kulağına çalınmış. VIP'de insanlarla görüşüyormuş. Bugün, Vecchio'nun durumu net bir şekilde kavradığı anlaşılıyor: O, Messi'nin yeteneğine şekil veren bir öğretmen değil; muhteşem oyununa şahitlik eden kalabalıktan birisiymiş. Bara gidip kapıyı koruyan polis memuruna ulaşmış: "Oraya gittiğimde, her yaştan bir dünya insan ona yaklaşmaya, fotoğraf çektirmeye, imza almaya çalışıyordu. Korumaya kim olduğumu anlattım, onunla konuşmak istediğimi söyledim."

Vecchio dalkavuklarla dolu bir kalabalığın arasında alacağı cevabı beklemiş.

Messi görüşmeyi kabul edince, korumayla beraber Jorge ve Leo'nun olduğu masaya doğru gitmişler. Eski oyuncusu, yüzünde bir gülümsemeyle eski antrenörüne sarılmış. Gazeteye yaptığı açıklamalardan bahsetmemiş bile. Vecchio, yanağına bir öpücük kondurup onu izlediği her Barcelona maçında nasıl gururlandığını anlatmış. 

Vecchio, Messi'nin kendisini görmekten mutlu olduğunu düşünüyor ama bir yandan da emin olamıyor. Çünkü çok az konuşmuş. Masada en çok sesi çıkan kişi, babası Jorge'ymiş. Vecchio, konuştukça zamanının daraldığını, çılgın kalabalığın etraflarını sardığını hissetmiş.



Barcelona'daki Messi'yle Rosario'daki Messi arasında pek bir fark yok. İkisi de bir şöhret balonunun içinde yaşıyor. Bu, yıllardır böyle: Önce, yıllar boyunca tek başınaymış. Şimdiyse etrafı daima bir kalabalıkla çevrili ve ikisi arasında pek bir fark olduğu söylenemez. Vecchio, Jorge'ye işlerin bu noktaya geleceğini önceden hayal edip etmediğini sorunca, aldığı cevap hayır olmuş. Kendisine tanınan beş dakikalık süre bittiğinde geldiği kaosun içine dönmüş. Onun oturduğu yere başka bir ricacı geçmiş.

Vecchio bizimle masada otururken onlardan hiçbir şey istemediğini söyledi. Ama o "beş dakikadan" üç ay sonra, Jorge Messi ailenin kurduğu dernekte ona bir iş vermiş. Vecchio'nun şimdiki görevi, yeni Leo Messi'ler keşfetmek.


DUVARIN ARKASINA BİR BAKIŞ

Tanıştığım her yeni insan Messi'nin yakın çevresini daha da net görmemi sağladı.

Bu konuda detaylı bilgi vermek için bir öğleden sonra Paul ve benle bir kez daha buluşan radyocu Ramirez durumu şöyle açıklıyordu: "Çok küçük ve dışarıya kapalı bir çevre." Rosario'da Messi'nin telefon ya da mesaj yoluyla neredeyse her gün görüştüğü bir grup insan var. Onlardan daha kalabalık bir grup, Arjantinli yıldızla arada bir haberleşiyor; özel günler ve tatillerde ondan tebrik mesajları alıyor. Zamanının çoğunu teyzeleri ve amcalarıyla, kuzenleri ve kardeşleriyle, tabii bir de küçük bir grup arkadaşıyla geçiriyor. Annesi, Messi ailesinden çıkar sağlamaya çalışanlarla irtibatı hemen kesiyor. Messi, arkadaşlarının bu ortama yeni insanlar sokmasından (bu yeni insanlar bir şeyler istemek için kendisine yaklaşmadığı sürece) rahatsız olmuyor. Ama uzun zamadır yeni bir arkadaşı olmamış. Sırdaşlarının çoğu '87 Makinesi'nden takım arkadaşları. Arjantin formasıyla büyük maçlara çıkmadan önce hepsine mesaj atıyor.

O takımın kalecisi ve Messi'nin en eski arkadaşlarından Juan Cruz Leguizamon bir akşam bizimle buluştu. Buluşma için El Cairo adlı eski, edebi bir kafeyi seçti. Yüksek tavanlı, uzun cam pencereleri olan havadar bir yerdeydik. Güney Amerika'ya gittiğinizde karşılaşacağınız, zaman makinesine benzeyen barlardan biri. 10 kişilik Brezilyalı bir grup çalıyordu. Gürültü yüzünden, birbirimizi duymak için bağırarak konuşuyorduk. Sonunda grup bir ara verdi, insan gibi konuşmaya başladık. Leguizamon atletik bir adam. Şimdilerde küçük bir yerel takım olan Central Cordoba'nın kalesini koruyor. Mavi gözleri, belli belirsiz kirpikleri var. Ona, Messi'nin hayatının hangi kısmını istemeyeceğini sordum. Güldü: "Bunu kendisine de söyledim. Sadece yüzünü istemezdim.”

Anlattığı kadarıyla Messi evdeyken de ya arka bahçede ya da oyun konsolunda futbol oynamayı seviyormuş.

Ona şunu sordum: "Messi, her zaman bildiğimiz Messi mi?"

Leguizamon gülümseyerek şöyle dedi: "O, her zaman Barcelona'dır ve her zaman oynadığı takımın kaptanıdır."

Messi'nin arkadaşları ona biraz hayran dersek yanlış olmaz. Yıllar önce de onun kendilerinden daha iyi olduğunu biliyorlarmış ama bugün, aradaki fark devasa. Leguizamon, Leo’nun bir Barcelona antrenmanında espri olsun diye kaleye geçtiği zaman çekilen bir fotoğrafını görmüş. Kaledeki duruşu, ezelden beri o pozisyonda oynadığını düşündürecek kadar mükemmelmiş. Leguizamon fotoğrafın gerçek olup olmadığını öğrenmek için arkadaşını aramış. "Evet, Messi'ymiş" diyor şimdi. "Karşımızda dünyanın en iyi oyuncusu olduğunun farkındayız ama herkes onunla kendini eşit hissettiğinden özgüvenimiz  tam. Hep beraber hayattan konuşuyoruz. Geyik yapıyoruz. Onunla dalga geçtiğimiz zamanlar da oluyor."

"Nasıl" diye sordum.

"Çok şey var" diyor yüzünde hınzır bir gülümseyle. "Mesela, kulakları."

Kepçe kulaklı Messi, tüm arkadaşlarının hayatında neler olup bittiğini biliyor ve çıkmak zorunda olduğu seyahatler yüzünden araya uzun zaman girse bile ilişkileri her zamanki sıcaklığıyla devam ediyor. Genellikle birbirlerinin evlerine misafir oluyorlar. Dışarı çıkacakları zaman-örneğin Pellegrini'deki Club de la Milanesa'yı ve birkaç gece kulübünü seviyormuş- Messi mekanı önceden arayıp haberdar ediyormuş. Dinlediğim hikayelere bakılırsa, arkadaşları Messi'yle dışarı çıkmayı çok seviyor. Çünkü etrafları güzel kadınlarla doluyor. Bazen korumalarla geziyorlar. Leguizamon, yaşanan komik anları hatırladıkça kahkahalara boğuluyor. Sonuçta, çocukluk arkadaşınız zengin ve ünlü olunca yaşananlar çok da normal değil. Bir gece beraber bara gittiklerinde yaşanan bir şeyi anlatıyor: "Tuvalete gidecekti. Korumaların kendisine eşlik etmesini istedi. Bana da "Gel, beraber gidelim" dedi. En önde o, arkasında korumaları, onların arkasında ben, benim arkamda da beni koruyan bir başka koruma ekibi tuvalete gittik. Bana çok saçma geldi. Beni koruyorlardı. Ben kimdim ki?"


KABUĞUNA ÇEKİLMEK

Şehri turlamaya, bir adresten öbürüne gitmeye, insanların kapılarını çalıp Messi ailesinden birilerini aramaya devam ettik. Messi'nin kafasının içinde olup bitenlere dair bize ipucu verecek bir şeyler bulmaya çalışıyorduk. Herhangi bir konuda bu kadar iyi olan birisi, normal olamazdı. Bu tür insanların içinde yüzeye kolay kolay çıkmayan bir şeyler olur ve o şeyler de genelde eskiden yaşadıkları hayattan, yerden kalan anıların içinden çıkardı.

Örneğin, yakın zamanda Buenos Aires'e yaptığım bir yolculukta Maradona'nın çocukluğunu geçirdiği evi ziyaret etmek istedim. Kulağa basit bir şeymiş gibi geliyor ama Fiorito'ya güvenli bir şekilde girmemi sağlayacak bağlantıları bulmam ve seyahatin lojistik planlamasını yapmam günler sürdü. Dünyanın en büyük kokain fabrikalarından birine girmek kolay iş değildi. Maradona resmen bir uyuşturucu cehenneminde büyümüştü. En sonunda, bölgede hayır işleri yapan bir kuruma bana eve kadar eşlik etmeleri için 60 dolar ödedim. Otelim bana eşlik edecek kadının evine gitmem için bir araba ayarladı. Mahallenin dış taraflarına doğru ilerlediğimizde, altımızdaki siyah Mercedes göze uzay gemisi gibi geliyordu. Şoför, yaşadığımız tecrübeyi şöyle tanımladı: "Suriye'de tatile çıkmış gibiyiz."



Arabayı park edip yola yayan devam ettik. Birkaç sokak ötedeki işçi protestosunun yankıları duyuluyordu. Mavi renkli bir barakanın önünde durduk. Evin ön bahçesi adeta bir çöp yığınıydı. Yan yana dizilmiş koliler ve kırık Heineken şişeleriyle dolmuştu. Çitler kırık döküktü. Maradona'nın uzak akrabaları hâlâ burada yaşıyordu. Toplayıcılık yapıyor, çöp karıştırarak hayatlarını kazanıyorlardı. Komşulardan biri buradan gitmemi söyledi. Diego'yu çocukluğundan bu yana tanıyordu, büyükannesi arkadaşıydı. Tükürürcesine "No viene" dedi. Buraya asla gelmiyor.

Peki ya, Messi? Mahallesiyle, büyüdüğü evle onun arasındaki bağ nasıl?

Babası zamanının çoğunu Barcelona'da geçiriyor ama şehrin hemen dışında ailenin toplandığı bir yer var. Annesini ise eski, soğuk evinden taşıyıp Rosario'nun en havalı binasına yerleştirmiş. Cam ve metalle kaplı koca kulenin adı Aqualina. Hareketsiz duran zarif bir yolcu gemisine benziyor. Öğrendiğimiz kadarıyla Messi'nin annesi tüm 26'ncı katın sahibi. Dört yatak odası, iki terası ve hizmetçileri için küçük bir müştemilatı olan bir evi var. Kapısına kadar geldik ama  geç kalmıştık. Görevli az evvel çıktığını söyledi.

Anne Messi'nin yeni hayatından eskisine doğru ilerlerken nehir kıyısını takip edip şehrin limanını geçtik. Otobandan sağa dönüp şehrin güneyine gittik. Pazar günü mahallenin çıkışındaki kaldırıma bir kulübe yapılıyordu. Pazartesi günü dışarıdaki bir çamaşır ipinde birisi çocuğunun giysilerini kurutuyordu. Evlerin çatılarının üstündeki tahıl ambarları manzarayı iyiden iyiye garipleştiriyordu.

Messi'nin teyzesi ve eniştesi hâlâ aynı evde oturuyorlar. Evlerinin önünde siyah bir Audi spor araba görüyoruz. Arabanın durduğu garaj bir yerden tanıdık geliyor diye düşünürken, bir anda hatırlıyorum. Messi'nin ayağında ufacık bir top, küçük yeğenleriyle futbol oynadığı bir video izlemiştim. Topu bir oraya bir buraya kaçırıyor, çocuklarla kedinin fareyle oynadığı gibi oynuyordu. Bir türlü topu ayağından alamadılar. O sırada Messi'nin yüzündeki ifade, milyonlarca taraftarın önünde futbol oynadığı zaman nasılsa, aynen öyleydi. Ayağına topu aldığında, yüzüne masum bir ifade yerleşiyordu. Arkadaşları, top ayağında değilken, normalden daha önemsiz bir insan gibi gözüktüğünü söyleyip gülüyorlar. Leguizamon, Messi en son ziyarete geldiğinde arka bahçede takıldıklarını söyledi. Leo oturduğu yerde duramıyor, huzursuz gözüküyormuş. Nihayet, bir anda ağaçtan bir limon koparıp ayağında sektirmeye başlamış. Tekrar kendini bulmuş.

İnternet, "Messi kendini yere atmıyor" başlıklı hayran videolarıyla dolu. Pek çok oyuncunun rakibin nefesini ensesinde hissettiği anda kurşun yemiş gibi yerlerde yuvarlandığı bir sporda, bu çok nadir rastlanan bir özellik. Messi'nin kendini yere bırakmamasının sebepleriyle ilgili kafa yoranlar, karakterini ya da oyuna duyduğu saygıyı öne çıkarıyor. Ama bence bunun sebebi çok daha basit. Kendini bırakmıyor, çünkü bırakırsa topu kaybeder. Büyümeye zorlanan bu çocuk, sadece futbol oynarken mutlu oluyor. Gol atınca gülüyor. Kaybedince somurtuyor. Mutsuz oluyor. Çocukken bir antrenmandan atıldığında suratını sahanın çitlerine dayayıp sahaya adeta hasretle bakmış. Antrenörü, futbola duyduğu özlemi uzaklardan bile görebilmiş. Profesyonel bir oyuncu olarak, kırmızı kart gördüğü bir maçta ağladığını biliyoruz. Bütün bu anları ortak bir kelimeyle özetlemek mümkün: Çocukça. Davranışları dikkat çekici biçimde 13 yaşındaki bir çocuğu andırıyor.

Zile bastık. Orta sınıf bir sokaktaydık. Bir adam cevap verdi, büyük olasılıkla Messi'nin eniştesiydi. Teyzesinin birkaç saat sonra eve döneceğini söyledi. Bir not bıraktık. Arabaya binmeden önce ayakta durup biraz etrafa baktım. Burası, birkaç yıl önceki bir Noel arifesinde İsveçli bir hayranın gelip bizzat Messi tarafından karşılandığı, içeri davet edildiği evdi. Arjantinli yıldız bununla da kalmayıp hayranıyla yarım saat sohbet etmiş. Messi bazen hafızasını kaybedip, ne kadar ünlü olduğunu unutuyor gibi. Sallanan cep telefonu kameralarıyla çekilmiş bazı videolarda, uçağından inmiş herkes gibi bagajını beklerken ya da taksi durağına yürüdüğü sırada hayranları tarafından takip edilirken görülebiliyor ve genellikle business bölümünde bile uçmuyor. Mütevazı olmaya çalıştığı düşüncesine kapılmak mümkün ama daha iyi şartlarda yaşamayı istemiyormuş gibi gözüküyor zaten. Top ayağında değilken bir uyurgezer gibi. Sanki, yalnızca futbol topuyla buluşunca hayata dönüyor.


LIONEL BURADA DEĞİL

Messi ailesinin eski evlerini satmadığını sonradan öğrendik.

Estado de Israel sokağında, çıkmaz yollarla dolu bir labirentin içindeydi. Dış cephesi mavi, etrafı beyaz baloncuklarla boyanmış çamaşırhaneyi geçip numaraları takip ettik. 525'e geldiğimizde hedefe varmıştık. İlk gelişimizde, yani buraya arabayla nasıl geleceğimizi henüz bilmiyorken, aracımızı  park edip eve doğru yürüdük. Yolun sonunda bir ev gözüküyordu. Çıkmaz sokağa girdiğmizi düşünürken sola doğru ayrılıp bizi tekrar rotamıza yönlendiren dar bir ara yolu takip ettik. Messi'nin bahçesi "duvarla konuşmakla" alakalı sözleri söyleyen Cintia Arellano'nun evine bakıyordu. Arellano, hâlâ burada yaşıyor. Bir sokak ötede, Arjantinliler'in cumbia dediği funk'a benzer bir müzik, açık bir pencereden sokağa taşıyor. Etrafımız tok sesli basların, gürültülü üflemelilerin sesiyle çınlıyor. Messi'nin en sevdiği müzik bu. İstese, sadece bir kulaklık ve bir mp3 çalarla bile doğduğu mahalleye geri dönebilir.



Messi ailesinin evi sokaktaki diğerleriyle neredeyse aynı. Sadece biraz daha büyük, biraz tadilat görmüş. Çitlerin boyu uzatılmış, güvenlik kameraları konmuş. Badana zamanı gelmiş. İkinci kattaki, iki küçük terasın güneşlikleri sacdan. İçeriyi göstermeyen film çekilmiş pencereler, ahşap panjurlarla kapatılmış. Kapıda dikilirken evi dinledik. Birileri içerdeymiş gibi sesler geliyordu. Paul, kapıyı çaldı. Bir kadın cevap verdi:

"Lionel burada değil" dedi. "İspanya'da."

Kadın, kendisinin bir temizlikçi olduğunu, artık burada kimsenin yaşamadığını söyledi. Messi ailesinin dünyada gezmediği yer kalmamıştı ama bir gün hepsi bu sokağa dönüp Leo'nun bir yıldıza dönüşmesiyle terk ettikleri hayata bir anda geri dönebilirlermiş gibi, bu evin temizliğiyle ilgileniyorlardı. Muziğin sesi, betonarme evlerin arasında yankılanmaya devam ediyordu. Temizlikçi kadın, Messi ailesinin yaşamadığı bir evi temiz tutmak zahmetine katlanmalarının sebebini bize söylemedi. Orada dikilip müziği dinlediğim sırada, kafamda bir fikir şekillendi.

Maradona yoksul büyümüş, tüm hayatı boyunca o mavi tuğlalı barakadan kaçmak için uğraşmıştı. Asla arkasına bakmamış buna rağmen asla gerçekten kaçamamıştı. Oysa Maradona, Fiorito'yu unutmak için elinden geleni yapıyordu. Messi ise tam tersini. O ve belki de ailesi geçmişe tutunuyordu. 525 Estadio de Israel'deki bu mütevazı ev, göründüğünden daha önemli ve tanımlaması daha zor bir şeyi hayatta tutuyormuş gibiydi.


KUTSAL BİR YOLCULUK

Messi derin düşünceleriyle ya da en azından düşünceli olmasıyla tanınan biri değil. Varoluşsal kaygılara sahip olduğundan şüphe etmek bile hatalı olmayacaktır. Geri dönüşüm kutusuna atılmaktan başka hiçbir işe yaramayan tonlarca kağıt, dışarıya verdiği imajın ne kadar yavan olduğu tartışmalarıyla ziyan oldu: 

Çevresindeki insanlar onu çok mu iyi yönlendiriyor yoksa? Sonuçta, birçok insan Tiger Woods'un da gizemli bir figür olduğunu düşünüyordu. Yoksa Messi -bunu kibarca nasıl ifade edebileceğimi bilmiyorum- biraz aptal ya da Savant Sendromu sahibi mi? Belki de boş bir insan olduğu için bu kadar korunuyor? Bütün bu tartışmalar, Leo'nun gizli kapaklı bir ikinci hayat yaşayıp yaşamadığı sorusunun kafada aldığı değişik biçimler. Acaba Leo Messi'nin kimseyle paylaşmadığı  korkuları, arzuları, umutları var mı?

Bir anda bu tartışmayla gerçekten alakalı olabilecek bir gazete haberi okuduğum aklıma geldi. Messi birkaç ay önce özel jetiyle Dubrovnik'e uçmuş, oradan da kendisini alan bir araçla Bosna sınırını geçip Medjugorje adlı kasabaya gitmiş. Burada, dünyanın pek çok yerinden hacı olmak isteyen insanları çeken bir türbe bulunuyor. Kasabaya akın edenlerin geliş sebebi ise 1981'de altı gencin Meryem Ana'nın kendileriyle burada iletişime geçtiğini iddia etmeleri. Dahası, bazıları onunla hâlâ iletişim halinde olduklarını söylüyor. Messi, ermiş olarak tanınan bu insanlardan birine misafir olmuş.



Ev sahibi Ivan, Meryem Ana'dan şimdiye dek kimseyle paylaşmadığı dokuz sır öğrenmiş. Onu her gün gördüğünü iddia etmeyi sürdürüyor. Dediğine göre al yanakları, mavi gözleri, oval bir yüzü varmış ve gri bir elbise giyiyormuş. Çoğu insan buraya zihinlerini, bedenlerini iyileştirmeye geliyor. 

Ermiş, Messi'nin ziyaret sebebini ise açıklamayı reddedip bilinmezliklere bir yensini ekliyor. Messi'nin içinde kırılan ve tamir etmek istediği şey ne acaba? Şöhreti ve milyonlarıyla satın alamadığı o şey ne? Öte yandan, sadece gelip görmenin ilginç olacağı bir yer olduğunu da düşünmüş olabilir. Belki de ermiş, bütün bu seyahat olayını uydurmuştur. Belki de haberi yapan ya da yayınlayan gazetelerin uydurmasıdır. Belki de bu habere inanmamızın sebebi, Messi'nin göremediğimiz boyutları olmasını istememiz. Yarattığı mucizelerin biz öğrenmesek bile bir açıklaması olmasını istiyoruz. O açıklamanın var olduğunu bilmek bile bizi rahatlatacak.

En azından benim Rosario'ya gelip oradan oraya dolanmamın, kapı kapı dolaşmamın sebebi buydu.


TEKRAR EVE DÖNEMEZSİN... DEĞİL Mİ?

Bir başka öğleden sonra, üç genç adamın Messi'nin eski evinin etrafında takıldığını gördük. Şık, siyah bir Audi spor araba, limuzin gibi karartılmış camlarıyla kaldırıma park edilmişti. Paul'la beraber yanlarına yanaştık.

Kafamla arabayı işaret ederek "En fazla kaç basar bu" diye sordum.

Matias Messi cevap verdi: "İki yüz küsür."

Ortanca kardeş Matias, profesyonel bir futbolcuya benziyordu. Üzerinde eşofman, yüzünde kirli sakal, jölelenmiş dikenli saçlar, iki kulağından sarkan kocaman elmas küpeler. Kardeşi Leo'dan çok Cristiano Ronaldo'yu andırıyordu. VIP'in işletmesinden o sorumluydu. Yanındaki Rodrigo Messi yani en büyük kardeş, çoğunlukla İspanya'da yaşıyordu. Kapüşonunu kafasına geçirdiği uzun kollu bir sweatshirt giymişti. Üçüncü adam ise kuzenleriydi. Dün not bıraktığımız kadın, onun annesiydi. 

Karşılaştığımız manzara oldukça garipti. Hepsinin bulunması gereken başka yerler olmasına rağmen, takılıp zaman geçirmek için eski evlerine gelmişlerdi. Üstelik eve de girmemişlerdi. Evin dışında, sokaktaydılar. Barcelona'nın İspanya'da oynadığı maç, bir saat kadar önce bitmişti.

"Messi iki gol attı" dedi Matias.

Ona Leo değil, "Kardeşim" değil, Messi diyordu. Messi. Matias bizimle sohbet ederken Rodrigo ve kuzenleri çocuk gibi birbirleriyle uğraşıyordu:

"Ne bakıyorsun?"

"Sana bakıyorum, aptal. Kafanı kırarım."

"Aptal sensin. Çakarım bak bir tane."

Bu ikilinin sohbetle gerçekten ilgilendiği tek an, Paul'un Messi'nin en büyük rakibi Ronaldo'dan bahsetmesiyle  yaşandı.

"O kelime buralarda pek sevilmez" dedi Rodrigo. "Ronaldo, buralarda kötü bir kelime."

Paul cevap verdi: "Affedersiniz."

Rodrigo rahatlamamıştı: "Dikkatli olmanda fayda var."

"Anlıyorum."

Matias gülerek karşılık verdi: "Güzel. Bu kadar gereksiz başka bir sözcük daha bilmiyorum."



Eski evlerini tarif ediş biçimlerinden, buranın sıradan bir evden çok parçalanmış bir aileyi duygusal anlamda bir arada tutan özel bir yer olduğunu anladık. Kardeşler evin dökülen boyasına bakarken Matias'ın ağzından İspanyolca "Şu pisliğe bak" diye çevirebileceğim bir laf çıktı. Onun anlattıklarına bakılırsa Messi, İspanya'ya taşındığından bu yana, evin elle tutulur gözle görülür yanı buradan ayrılan aile üyeleri için önemini giderek yitirirken, Leo için bu boyut gittikçe önem kazanmış. 

Matias, bu evi ve özellikle teyzesinin evini kardeşinin "sığınağı" olarak tanımladı. Tüm ailenin, hatta çocukluğunda beraber oynadığı takım arkadaşlarının da katılımıyla kurulan büyük sofralar... Leo uzaklardayken hep bu tür anların özlemini çekmiş. Arjantin'de doğan, İspanya'da büyüyen bu çocuk, bir boşluğu doldurmaya çalışıyor. O çocuk, robotlardan ya da oyuncak arabalardan asla hoşlanmamış. Hep bir topun peşindeymiş. Çocukluğunu, şimdi çocuksu bir coşkuyla oynadığı bu oyun için feda etmiş. Messi'de Rosario'nun izlerini görmek mümkün değil, burası  kesin. Ama Rosario'dan ayrılmak, onda büyük izler bırakmış.


BİR İNŞAAT PROJESİ

Messi, memleketi Rosario'ya dönmeyi sürdürüyor. Onu buraya çeken, gelmeye mecbur eden bir şey var,  bundan eminim. Ama mesele, büyük olasılıkla, sadece bundan ibaret değil. Leo, bir yandan da memleketiyle arasındaki bağlantıları korumak için elinden geleni yapıyor. Bunun ilk işareti, konuşması. Ben, Mississippi'de büyüdüm ama ülkenin başka kısımlarını dolaştıkça sert güney aksanım Ortabatı'da kaldı. Paul'ün cümlelerindeki İrlanda havası araya giren zaman ve mesafeler yüzünden kaybolup gitmiş. Ama Leo, kendine özgü Rosarino aksanını koruyor ve bir yıl içinde İspanya'da ne kadar zaman geçiriyorsa, Arjantin'de de o kadar kalıyor. Bu bir tesadüf değil, tercih.

Bir aylık iyileşme süreci gerektiren bir sakatlık geçirirse hemen soluğu burada alıyor. Ve tabloid gazeteleri adını bir dönem sırayla tüm süpermodellerle yan yana yazsa da -ki böyle bir şeyi yapamayacak kadar "çocuk" olduğunu da sanmıyorum- en sonunda çocukluğundan beri tanıdığı bir kızla hayatını düzene sokmuş. Aileleri birbirini tanıyor ve eşi şu an ilk çocuğuna hamile. Ekim'de doğum yapması bekleniyor. Newell's'ın çocuğa özel bir üyelik kartı çıkarma hazırlıkları yaptığını şimdiden herkes biliyor.

Diğer yandan, Messi'yle eski kulübü arasındaki uzun süreli husumet, artık sona eriyor. Messi, altyapı oyuncularının çalışacağı bir spor salonu ve barınacağı bir yurt inşaatının masraflarını üstlenmiş.  İki gün önce açılan tesisleri ziyaretim sırasında testere cızırtılarının, çekiç gürültülerinin arasında kaldım. Leo, memleketine İspanya'da kendisini yetiştiren akademinin bir benzerini yaptırıyordu. İşler yolunda giderse, onun gibi yetenekli bir çocuk, tek başına okyanus ötesine gitmek zorunda kalmayacaktı belki de. Kulüp, beş ay önce stadyumun alt tarafındaki kafeye Messi'nin çerçevelenmiş iki fotoğrafını astı. Birisinde kolunu Maradona'nın omzunu atmıştı; diğerindeyse, üzerinde '87 Makinesi'nin forması gözlerini kafasından büyük duran topa dikmişti. Bir ay sonra, kulüp binasının lobisinde duran Maradona fotoğrafının yanına Messi de geldi. Bu sezon ilk kez, bir grup taraftar tribünde Messi pankartı açtı. Aslında bir değişimin ortasına düşmüştük. Beş yıl sonra bu yolculuğu tekrar yapsam, neler bulurum acaba diye merak ediyorum.

Barcelona'nın soyunma odasındayken bile, Messi'nin aklı çoğu zaman Rosario'da. Yakın zamanda oynanan - ve VIP'te izlediğimiz - bir maç sırasıda, Messi'nin eski doktoru Diego Schwarsztein ona bir mesaj gönderdi. Mesajı gönderdiğinde maç daha yeni bitmişti. On dakika sonra Messi'den cevap geldi. Benzerlerini anlatabileceğim birçok örnek, karşımızda arayış içinde olan bir adam olduğunu söylüyor. Amacı nedir bilmiyorum ama Messi uzun zamandır sadece kağıt üstünde memleketi olan bu şehirle bir ilişki kurmak için uğraşıyor. Bu, sadece basit bir geri dönüş çabası değil. Rosario'da kök salmak istiyor.

Arkadaşları değişmemiş. Ramirez, ailenin sırf Messi satılmasını istemediği için eski evi elinde tuttuğunu söylüyor: "Lionel orayı satmak istemiyor. Orası onun için bir çeşit hatıra, bunu kaybetmek istemiyor."

Zamanı az olduğunda bile burayı ziyaret etmeyi ihtimal etmiyor. Ramirez başka bir şey daha anlatıyor: Arjantin Milli Takımı, kısa bir süre önce Buenos Aires Havalimanı'na yakın tesislerde çalışıyormuş.  Bir akşam antrenman altıda bitince, Messi hemen arabaya atlayıp Rosario'ya üç saatte varacak uçağa binmiş. Ailesiyle akşam yemeği yiyip, geceyi orada geçirmiş ve kalkar kalmaz Buenos Aires'te sahaya çıkmak için tekrar yola koyulmuş.

Eski doktoruna bunu neden yaptığını sordum.

Schwarsztein'ın ofisinde oturuyorduk. Bana önceki gün gelen mesajları okumuştu. Bir an durdu, Messi ve sürekli eve dönmesiyle ilgili aklındaki bir fikri İngilizce ifade etmeye çalıştı:

Sonunda "Rosario'dan gitmek onun için çok zordu" dedi. "Çok canı yandı."

Nihayet, birçok katmanın altında net bir neden-sonuç ilişkisine benzeyen bir şey görülüyordu. Messi'nin çocukluğunu kaybetmesi yüzünden yaşadığı bir çeşit acı, sürekli olarak o günlerin peşinde koşmasına -hatta hâlâ o günleri yaşamaya çalışmasına- sebep oluyor. Bunu ister dolu bir stadyumda ayağında top varken, ister çocukluğunu kaybettiği şehre yaptığı ziyaretlerde görebilirsiniz. Kısa bir süre önce okuduğum bir Bruce Springsteen röportajında, ünlü müzisyen şöyle bir anektot anlatmıştı: Yıllar boyunca, büyüdüğü evin yanından her gece geçtiğini fark etmiş. Psikoloğu da ona, zamanda geri gidip o evde olan şeyleri değiştirmek istediğini söylemiş. Messi, Rosario'ya aile özlemi gibi normal sebeplerden mi geliyor yoksa bilinçaltında bir yerlerde geçmişini değiştirmek mi istiyor? Yoksa, 13 yaşında sıkışıp kalmış mı?

Kardeşi Matias'a sordum: "Evi Leo'ya haber vermeden satsanız ne olurdu?"

Matias düşünceli bir yanıt verdi: "Satmayız. Çünkü hepimizin büyüdüğü, olgunlaştığı yer burası. Burayı hâlâ satmamamızın en önemli sebebi bu."


HER ZAMAN GENÇ

Saat gecenin biriydi. Yolculuğumuzun sonuna gelmiştik. Rosario'daki bir hotelin karanlık bir köşesindeki masanın etrafında toplandık. Havana'daymış gibi hissediyordum, sanki soylu bir bir görevin sonuna gelmiştik. Juan Cruz Leguizamon da bizimle beraberdi. Neredeyse üç saat konuştuk. Saat geç olmuştu.

"Sence Leo en çok neden korkuyordur?"

"Futbolu bırakmaktan" dedi.

"Messi'yi 50 yaşında hayal edemiyorum" dedim.

Yakın arkadaşı şöyle yanıt verdi: "Açıkçası, ben de edemiyorum."


EVE DÖNÜŞ

Şehirden çıktığımız sırada, Paul bir Pogues albümü açtı. Evini düşünerek şarkılara eşlik etti. O sırada yol kenarına bakarken portakal satan, tır şoförlerine yemek hazırlayan tezgahları gördüm. Üzerinde gittiğimiz yol yanımızda hafifçe kıvrılan Parana Nehri'yle paralel bir rota çiziyordu. Nehrin iki tarafında sıra sıra yeşil soya fasülyesi ağaçları uzanıyordu. Otlaklar göğe değecekmiş gibiydi. Messi'yi utangaç, evine hasret bir çocuk olmaya götüren yol burasıydı ve şimdi onu büyük bir yıldız olarak evine geri getiriyordu.



Bayraklar rüzgarda dalgalanıyordu. Yaşlı kadınlar, tezgahlarındaki malları satmaya çalışıyordu. Sac değirmenler su taşırken, ben babasıyla bu yollardan geçen 13 yaşındaki Messi'yi gözümün önüne getirmek için uğraşıyordum. O çocuğun hayatında kendisi hariç ne varsa, bu andan sonra değişecekti. Başlarda her şey kötüye gitse de zamanla işler düzelecekti ama bu sırada Leo'nun kafasının içinde neler olup bittiğini asla bilemeyeceğiz. Bunun yerine, bize ipuçları veren anlık işaretlerle yetiniyoruz. 

Bildiklerimiz ise kısıtlı: Messi 13 yaşındayken çıktığı bu geri dönülmez yolculuğu, her fırsatta yaptığı üç saatlik uçuşlarla telafi etmeye çalışıyor. Bu yolda kaybettiklerini geri kazanmak için anıların peşinde koşturup duruyor...


Yazı: Wright Thompson

27 Kasım 2014 Perşembe

8 responses to Lionel Messi: Bir Varmış, Bir Yokmuş

  1. Şahin says:

    Sonuna kadar zevkle okuduğum mükemmel bir yazı normalde messiyi sevmezdim görüşüm değişmeye başladı eçvirenlerin eline sağlık

  2. SAFÆ says:

    Süper yazı çevirme için teşekkürler..

  3. Adsız says:

    Elinize, çevirinize, yüreğinize sağlık. Çok güzel bir yazı gerçekten.

  4. Adsız says:

    amca ile teyze birlikte oturuyor olmasalar gerek. Amca ise yenge - teyze ise enişte olmalı.

    ellerinize sağlık

  5. Anıl says:

    düzeltme için teşekkür ederiz. o sokaktaki messi'nin teyzesi mi amcası mı tam bilmiyoruz ama teyze olduğunu varsayıp beyefendiyi enişte yaptık.

  6. emegınıze saglık

  7. Elinize sağlık (Sercan gibi ben de yazıyı sonuna kadar okudum:) ).

  8. Gerçekten adamın hissettiklerini okurken bizede hissettirdi mükemmel bi yazı ve bu kadar yoğun işlenen gizemi nasıl bi makaleye sığdırdı büyük başarı

Yorum Gönder

Blogger tarafından desteklenmektedir.

İzleyiciler