![]() |
Bu yazı ilk olarak 5 Aralık 2014 tarihinde Sports Illustrated'da yayınlanmıştır. |
Misafirler
oturma odasında bulunan L koltuğa oturup, arkadaşlarının önceki gece sunduğu
basketbol resitaline tanıklık ettiler. Panyadan çemberi bulan hareketli şutlar,
orta mesafeden floater’lar, el üstünden jump shot’lar, güçlü smaçlar. Davis
muhteşem ilk adımıyla Enes Kanter’i perişan etmişti. Müthiş bir blokla Alec
Burks’ü parkeye yapıştırmıştı. Hızlı hücumlar başlatmış, alley-oop’lar
bitirmiş, bir pozisyonda üst üste dördüncü hücum ribaundunun ardından takip
smacını vurmuştu. Bu gibi manzaralar, Anthony Davis’in zamanında (yani milattan
sonra 2014’te) oynanan NBA maçlarında
sıklıkla görülüyordu aslında. Davis’in farkıysa bütün güçlerini 48 dakikalık
paketler halinde sergilemeyi alışkanlık haline getirmiş olmasıydı.
Konuklar
görüntüleri hayranlıkla izliyordu. Ama ev sahibi hiç etkilenmiş gözükmüyordu.
“Böyle bir durumda ne denir ki” diyor Davis. “Beyler bakın, o pozisyonda nasıl
yapmışım ama, süperim di mi?!” Sözlerinin
ardından kafasını iki yana sallıyor.
Ancak
üçüncü çeyreğin bitimine beş dakikadan biraz fazla süre kalmışken, Davis’in
gösterişli kaşları şaşkınlıkla kalktı. Utah’lı oyun kurucu Trey Burke, dört
numara Trevor Booker’la sağ taraftan bir ikili oyun başlatmış, Burke perdenin
yanından geçerken Davis de oyun kurucuya yaklaşmıştı. Burke tam o anda sağ
dirsek hizasından Booker’a pası çıkarmış, Davis’in uzun kollarının arasından
geçen top potaya doğru yönelen Booker’ı bulmuş ve Utah’lı oyuncu kolay bir
smaçla pozisyonu bitirmişti. Davis, konuklarının itirazlarına rağmen görüntüyü
durdurup videoyu geri sardı. Orada bulunan Pelicans’ın çaylağı Russ Smith
yaşananları çok güzel özetliyor: “Onlar smaçları, o ise hatalarını görmek için
oradaydı.” Davis görüntüyü tekrar tekrar başa sarıyordu: “Savunmada boyalı
alanı kapatmaya çalışıyorduk. Ama ben topu çalmak için risk alıp fazla dışarı
çıktım. Booker da bu sayede arkamdan dolandı.”
NBA birkaç
yılda bir, olağanüstü yetenekli ve akıl almaz derecede kararlı bir dehayı
dünyaya armağan eder. Arkadaşlarının deyimiyle Ant (karınca) -ki hayli tutarsız bir lakap- 2.08 boyunda ve 110
kilo (ben bunu söylerken “Şu an 122’yim” diye düzeltiyor), Yao Ming’den uzun
kolları ve sahayı bir çizgi film karakteri kadar kolay geçmesini sağlayan
saçmalık derecesinde büyük adımları var. Kevin Durant’i yaratan tanrının biraz
daha yaratıcı olmaya karar vermesiyle ortaya çıkmış gibi gözüküyor. Takım
arkadaşları, onu plastik bebeklere, pogo çubuklarına ve diğer başka elastik
oyuncaklara benzetiyorlar. “Topu potanın en tepesinden sektirerek bile atsam
yakalabiliyor” diyor Jrue Hoiday. NBA cambazlar, akrobatlar ya da yükseklerde
uçan oyuncular açısından hiçbir zaman yokluk çekmedi ama Davis gibi post-modern
bir dev ilk defa görülüyor. Genç yıldız topu bacaklarının arasından geçiriyor, tek
ayağıyla yükselip geriye çekilerek şutlar sokuyor ve aynı rahatlıkla rakip
atışları tribünlere gönderiyor.
Onun
oyunu sanatla ekonominin bir karışımı. Lebron James yeniden Cleveland’ın
havasına alışmaya, Durant yine bir sakatlıktan kurtulmaya çalışırken Davis
sezonun ilk ayı boyunca ligin en iyi oyuncusu olarak parladı. Bu yazının
yazıldığı haftanın sonu itibariyle sayı, ribaunt, top çalma, blok ve saha içi
isabet yüzdesi istatistiklerinin hepsinde ligin en iyi 10 oyuncusu arasındaydı.
Basketball-reference.com’a göre Oyuncu Verimlilik Oranı (PER) 33.3’le lig
tarihinin en iyi ortalamasına doğru gidiyor. Pelicans koçu Monty Williams “Kötü
bir şut atması mümkün değil” diyor. Davis uzun kolları sayesinde sıkışık oyunda
geriye çekilerek attığı şutlarda bile potayı rahatlıkla görüyor ve,
unutmayalım, tüm bunları repertuvarında bir imza atış olmadan yapıyor. Kings
pivotu Ryan Hollins açıklıyor: “O, Kobe veya Carmelo gibi belli bir savunma
planı yapıp “Topu bu bölgede alırsa kesinlikle sayı yeriz” diyebileceğiniz bir
oyuncu değil. Rakibi tek bir noktadan değil, her bölgeden vuruyor.”
Davis
21 yaşında. Lige geldiğinden beri kimsenin inanamadığı ama herkesin bildiği bir
gerçek bu. Anthony “Brow” Davis’in hışmına uğramış bir forvet herkesin
aklındakini dile getiriyor: “Benle taş*k mı geçiyorsunuz yahu? Bu çocuğun doğum
belgesini görmek istiyorum!” Davis’in dönüşleri ve cut’ları yüzünden püreye döndükten
sonra başka bir şey düşünmek zor.
Diğer
yandan, Karınca çoğu açıdan yaşının gerektirdiği gibi davranıyor. Takım
arkadaşı Smith’le çizgi film karakterleri çiziyor (Russ geçen SpongeBob’u
çizdi, çocuk oyuncağı... Ben Rugrats’den Dil Pickles’ı seçtim.”), takım
arkadaşlarına illüzyon numaralarıyla süslü gösteriler yapıyor (“Eskiden hep
David Blaine ve Criss Angel’ı izliyordum.”) ve maç öncesi yemeği tortellini ve
tavuk göğsünü “double-double” lakabıyla anıyor (“Şefim bugünlerde triple-double
üzerinde çalışıyor” diye de ekliyor.) Davis, New Orleans’ın kendisini
Kentucky’den draft ettiği 2012 yılından bu yana şehrin en havalı muhiti Bourbon
Caddesi’ne bir kere bile gitmediğini, kentin kallavi sandviçleri po’boy’ları
şekilli İtalyan pizzalarına tercih ettiğini söylüyor. Şehrin prestijli
mekanlarından Mellow Mushroom’da geçen yıl yediği bir akşam yemeğinden sonra,
restoran müdürü Davis’i mutfağa davet etmiş. Genç yıldız içeride çalışanlara
bakmak yerine yemeklerin yapımına yardım etmeye başlamış.
Oysa
diğer açılardan o, 21 yaşındaki bir Tim
Duncan’dan farksız. Önceki yaz İspanya’da oynanan FIBA Dünya Kupası’nda ABD
formasıyla altın madalyayı boynuna geçirdikten 48 saat sonra, Pelicans
antrenman tesislerine dönmesi bunun bir göstergesi. Takım arkadaşları onu
çalışırken görsün diye antrenmanlarından önce salonda tek başına çalışmaya
başlaması veya molaların ortasında durup dururken “Hayatım boyunca bu işi
yapmak istedim ve şu an yapıyorum, inanılmaz değil mi” gibi duygusal
açıklamalar yapması da öyle. Bazıları bu hallerine yan yan bakıyor ama 90’ların
sonunda San Antonio Spurs forması giymiş koçu Williams onlar arasında değil:
Duncan da maçın ortasında takım arkadaşlarının kulağına eğilir şöyle
fısıldarmış, “Lan oğlum, bu işi yapalım diye para alıyoruz!”
NBA’in
bir sonraki süperstarı olmak, Davis’in nihai kaderi gibi gözüküyor ve bunun tek
sebebi fazlasıyla uzun uzuvları değil. Pelicans analistleri, Davis’in sadece
bireysel aktivitesi ve zekasıyla maç başına 10 sayı ürettiğini hesaplamışlar.
Bu hesabın içinde yalnızca hızlı hücumlar, rakipleri durduğu anda yaptığı
cut’lar, boş alanlar bularak ve ortadaki toplara atlayarak bulduğu sayılar var.
Takım arkadaşı Ryan Anderson özetliyor: “Savunmayı okuması, zamanlaması,
fiziği, vücudunu her zaman belli bir amaca yönelik hareket ettirmesi. İşte o,
tüm bunlar sebebiyle özel.”
“Anthony
Davis korosunun” sesi gün geçtikçe gürleşiyor, üyelerinin sayısı gittikçe
artıyor. Her yıl yapılan sezon öncesi anketinde, genel menajerler bu yıl yeni
bir franchise kuracak olsalar, seçecekleri ilk oyuncunun James olacağını
söylediler, ikinci sırayı ise Davis ve Durant paylaşıyordu. Popüler basketbol
bloglarından Friendly Bounce, Davis’in dehşet verici performanslarını daha iyi
takip edebilmek için Anthony Davis Alarmı’nı devreye soktu. ESPN geçtiğimiz günlerde başka bir Pelicans
maçını daha yayınladı. Davis eskiden sokakta gezerken sadece çocuklar etrafında
toplanırmış. “Sana hayranım ama annem kim olduğunu bile bilmiyor” sıklıkla
duyduğu bir cümleymiş. Oysa şimdi ebeveynler de imza için önünü kesiyor.
Pelicans organizasyonu bu yılki yeni güvenlik protokolleriyle yıldızının
güvenliğini ligin seçkin oyuncularıyla aynı standarda çekmek için gerekli
ayarlamaları yaptı. Davis yeni bilardo masasının da katkısıyla artık evde daha
çok vakit geçiriyor.
Davis’in
henüz play-off’a gidememiş olması ve bir sezon daha gidememesi ihtimali ise pek
önem taşımıyor. O şu an, beş yıl önce Durant’in; 10 yıl önce James’in bulunduğu
o rahat konumun keyfini çıkarıyor. Henüz kimse “ne kadar ölümcül bir oyuncu
olduğunu” ya da “büyük hedefe ne zaman ulaşacağını” sorgulamıyor. Enerji
içeceği reklamları, özel tasarım spor ayakkabılar, büyük anlaşmalar... Hepsine
sıra gelecek. Şu an herkesin saygı duyduğu bir figür olmak onun için yeterli
bir başarı: “Olmak istediğim oyuncuya dönüştüğümü fark ettikçe yüzüme bir
gülüşeme yayılıyor. İnsanlar gelmiş geçmiş en iyi oyuncuyu tartışırken adımın
geçmesini istiyorum. Ama daha o noktanın yanından bile geçemem. Yanından, bile, geçemem. Ama o noktaya
çıkmak istiyorum.”
Amerika,
Silikon Vadisi’nden spor dünyasına, sürekli anlık sansasyonlarla çalkalanan bir
ülke ve çoğu zaman bu olayların öznesi, ani yükselişin getirdiği tuzaklara
düşmekten kurtulamıyor. Davis onlardan farklı. O, bu tecrübeyi ilk kez
yaşamıyor.
*
Davis
Chicago’nun güneyinde, Derrick Rose’un müthiş penetresini geliştirdiği Murray
Park’ın altı sokak ötesindeki bir evde büyüdü. Ama Davis’in ailesi bırakın
yakınlardaki sahalarda basketbol oynamasını, evden çıkıp altı sokak öteye
yürümesine bile izin vermiyordu. Evlerinin bulunduğu Englewood mahallesinde
adeta devriye gezen çeteler ve uyuşturucu satıcıları çevreye korku salıyordu.
Ailenin marangoz babası Anthony Davis Sr. iki oğlu ve kızı huzur içinde
basketbol oynayabilsinler diye evlerinin arka bahçesine gerçek ölçülerine
tamamen uygun bir basketbol sahası inşa etti. Havalar soğuduğunda da
Anthony’nin adresi, amcasının sportif direktörlüğünü yaptığı St. Columbanus
Okulu’nun spor salonuydu. Başlarda, mola sırasında etrafta koşuşturan ve zorlu
şut denemeleriyle seyircileri eğlendiren küçük bir çocuktu. Zaman içinde daha
önemli görevlere getirildi: Maç girişlerinde bilet kontrolü yapmaya, salonun
kafeteryasında çerez satmaya, maç saatini kontrol etmeye başladı. Amcası bu
işlerin karşılığında onu salonun anahtarıyla ödüllendirdi.
Okulun
salonunda lise ve üniversiteli basketbolcular 3’e 3 maçlar yapıyordu.
Aralarında, silahlı bir çatışmada abisini kaybeden Antwan Collins de vardı.
“Ant’le o olaydan kısa bir süre sonra tanıştık ve nedense kendimi ona çok yakın
hissettim. Basketbolda ne kadar iyi olacağıyla ilgilenmiyordum. Tek istediğim
uzun ve güzel bir hayat yaşamasıydı.” Davis’ten 12 yaş büyük olan Collins,
zaman zaman gece yarılarına kadar uzayan maçlardan önce ve sonra yeni
arkadaşını evden alıp eve bırakmaya başladı. Collins, Davis’i korumak
istiyordu. Kendisini geliştirmek için zorlanmasını ama asla gözünün
korkmamasını istiyordu.
Davis
de basketbolu çok seviyordu –köşelerden üçlük çalışmaları yapmaya bayılıyordu- ama yetenek sıralamaları umurunda bile
değildi. Sekizinci sınıf bittikten sonra AAU’yu bırakıp sadece 200 öğrencili ve
salonu bile olmayan sıradan bir okula kaydoldu. Perspectives Lisesi’nin takımı
Wolves okulun hemen yanındaki bir kilisenin basketbol sahasında antrenmanlarını
yapıyordu ama orası da bir süre sonra okul kafeteryasına dönüştürüldü. Takımın
koçu 25 yaşındaki Cortez Hale, elindeki kadroda da yedi oyuncu vardı. Hale’ın
Perspectives’e geldiği ilk gün, okulun sportif direktörü ona aynen şunları
demişti: “Takımda kavanoz dibi gözlük takan bir çocuk var. İleride iyi bir
oyuncu olabilir.”
Hale’ın
cevabı şöyle oldu: “Merak etme, göz kulak olurum.”
Davis’in
ablasını bile yenemeyen 1.88’lik bir liseliden, yetenek sıralamalarının
tepesini işgal eden 2.08’lik muhteşem çocuğa dönüşmesinin öyküsü uzun uzun
anlatıldı zaten. Başlarda smaç basmayı reddetse de Davis yeni “büyüklüğüne”
kısa sürede alıştı ama guard içgüdülerinden de vazgeçmedi. Ayrıca listelerin
tepesine çıkması için birdenbire atan boyu da yetmeyecekti. Chicago Ligi’nin
Mavi Klasmanı’nda (ki daha iyi takımlar Kırmızı Klasman’daydı) sayı krallığına
yürüse de sezon bittiğinde yalnızca Cleveland State’den burs teklifi alacaktı. “Planım
oraya gitmek, sonra da D-League’de ya da Avrupa’da, Çin’de oynamaktı.” AAU’nun
ünlü programı MeanStreets’den deneme teklifi gelince, planlar değişti. Davis’in
ilk antrenmanda gözü korktu, hatta eve dönerken babasına geri dönmeyeceklerini
bile söyledi. Ama programın koçu Jevon Mamon’ın onu bırakmaya niyeti yoktu: “Ne
diyorsun sen? Müthiş bir yeteneğin ve bir sürü farklı becerin var. Alıştığın
ortamdan farklı bir yerde olabilirsin ama bize güven. Başarabilirsin.”
Davis,
Nisan 2010’da MeanStreets’le ilk maçına çıktı. 19 yaşındaki basketbol scout’u Daniel
Poneman da maçı izlemek için devre arasında salondaki yerini aldı. Bir el
kamerasıyla maçı kaydetti. “Biraz abartıya yatkın olduğumu söyleyebilirsiniz
ama daha önce görmediğim şeylere tanık oluyordum. Bir üçlük blokla, hücumu
başlat, smacı bas, sonra başka bir hücum başlat, turnikeyi bırak. Poneman
gözünü kamaştıran bu yetenekle maç sonrası röportaj (Davis o röportajda
gelecekteki hedefi sorulduğunda “Lisede basketbol koçu olmak” diyordu) da
yaptı. Sonra görüntüleri Facebook’a yüklemek için eve koşturdu. Elinde
yeterince materyal olmadığı için (şu an Kansas’da oynayan) Jamari Traylor’ın görüntülerini
de videoya ekledi ve “MeanStreets Monsters” adıyla internete yükledi. Poneman
videoya bir sürü üniversite koçunun ismini de etiketledi, ertesi sabah çoğu ya
aradı ya da mesaj attı. Hepsi aynı soruyu soruyordu: Gerçek mi lan bu görüntüler?
Anthony
tek gecede ünlü olmuştu ve, bir anlamda, her şey değişmişti. Oyuncularına
gösterilen ilgiden haberdar olduğunda, Perspectives’deki pek çok kişi isim
benzerliği yüzünden bir karışıklık olduğunu düşündü. Anthony her şeye rağmen
prestijli bir hazırlık okuluna gitmek yerine lisesinde kaldı. “Oyuncu değil de
yardımcı koçlardan biri gibiydi.” Sahadaki yetenekli oyuncuları denemeye
çağırıyor, takımdakilerin notlarını takip ediyor, antrenman kaçıranları
paylıyordu. Davis’in eski takım arkadaşı Manuel Whitfield o günleri hatırlıyor:
“O sezon daha agresif oynamam gerekiyordu. Anthony pota altında dikilir,
defalarca üzerinden smaç basmayı denemem için beni zorlardı.” Teknik olarak
Davis içeriden oynayan bir oyuncuydu ama Perspectives’de guard eksiği olduğu
için topu zaman zaman rakip sahaya getirdikten sonra post’ta pozisyon aldığı da
oluyordu. Hala üçlük çizgisinin dışına doğru çekiliyordu, antrenmanlarda üst
üste üçlükler atmayı sürdürüyordu, hem de bazen sırt çantasını bile çıkarmadan.
Wolves’un
sefil hali üniversite koçları arasında esprilere bile sebep olmaya başlamıştı:
“Anthony’nin ilk yılında altı maç kazandılar” diyor John Calipari. “Son yılında
kendilerini aştılar: Yedi maç kazandılar.” Diğer yandan, Davis belki de Oak
Hill gibi bir basketbol ekolünde elde edemeyeceği bir özellikle kolej
yolculuğuna başlıyordu: “Kaybetmek zoruma gidiyordu. Takımdaki elemanların çoğu
oynamak istemiyordu, işler kötü gitti mi hemen üzerlerine atlardım. İyi bir
lider olmaya giden yolun buradan geçtiğini biliyordum.” Eski takım arkadaşı
Whitfield’ın Division III’de oynayan üniversite takımıyla 2.13’lük bir uzunu
poster yaptığını haber veriyorlar. Gururlu bir ifadeyle alkışlıyor.
Davis
yaşından beklenmeyecek biçimde nostaljik. Sosyal medyada takıldığı sırada
mutlaka birileri çerez sattığı günleri hatırlatan bir tweet ya da MeanStreers Monsters
videosunun linkini gönderiyor. Biraz eğlence, biraz da ilham için linki mutlaka
açıyor. Önceki akşam bir maç yapmak için St. Columbanus’un salonuna gitmiş. Bu
kez Collins’le aynı takıma geçip onlarca pick-and-roll yaparak oynadıkları ilk
7 maçı kazanmışlar.
Her
akşam Davis’i izleyip, guard’lardan daha çabuk ve pivotlardan daha hızlı
olduğunu görenler, beş yaşındaki bu üstünlük imajının onu yüreklendirdiğini
düşünüyor. Onlardan biri de koçu Monty Williams: “Anthony karşısındaki bazı
rakiplerin altıncı sınıftan bu yana sahip olduğu imkanların çoğuna sahip
değildi. Her şey öylesine hızlı değişti ki... İnsanların geçmişte kendisi
hakkında neler düşündüğünü kesinlikle unutmuş değil. Hatta, kendisini hala o
günlerdeki gibi görmeyi sürdürüyor.”
*
New
Orleans Saints’in Metairie’deki karargahı kupalarla, kasklarla ve futbol
toplarıyla ışıldayan cam raflarla dolu ve o raflardan biri Saints’le tesisleri
paylaşan Pelicans’a ayrılmış durumda. Rafta duran şey ise dört adet çok değerli
pinpon topu. 2011-12 sezonunda isimleri hala Hornets iken sezonu 21-45’le
bitirdiler. Cavaliers da aynı galibiyet oranıyla, en kötü üçüncü olarak sezonu
bitirmişti. Hangi takımın lotaryayı kazanacak dört haneli kombinasyonu
alacağını belirlemek için bir yazı tura atışı yapıldı. Cavs atışı kazandı,
kaybetseler bugün Dion Waiters yerine Anthony Davis, Cavaliers’da olacaktı.
Cleveland lotaryaya daha çok kombinasyonla girse de New Orleans asıl önemli
olana, 4967 numaraya sahipti.
Genel
menajer Dell Demps bir yıla yakın süredir, üniversitedeki ilk idmanından beri
genç oyuncuyu takip ediyordu. Davis topu ilk eline aldığında kullandığı jump
hook’u potanın üzerinden dışarı attı, diğer bir atışı panyaya nişanladı. Koç
Calipari salonu inletti: “Bir daha post’tayken topu Davis’e atarsanız, hemen
savunmaya koşun!” Davis utanmıştı ama motive de olmuştu. Yardımcı koç Kenny
Payne’den jump-hook, drop step ve alttan geçme hareketleri üzerinde ekstradan
çalışma yapmak için yardım istedi. Payne şaşırmıştı: “McDonalds’ı bırakıp
biftek yemeye mi karar verdin?” Davis o yıl 14.2 sayı ortalamasıyla mütevazı
bir sezon geçirdi ama Calipari’yi susturdu ve Wildcats’i Ulusal Şampiyona’ya
taşıdı. “Beni şaşkına çeviriyordu” diyor Calipari. “Touch pass, soldan hook’lar,
Ginobili turnikeleri...”
San
Antonio’da oynadıktan sonra organizasyonda görev alan Demps ve Williams
Spurs’ün Duncan etrafında kurduğu yapıyı çok iyi biliyordu. 2012’de Davis’e
alan açmak için Anderson’ı, 2013’te ona pozisyonlar hazırlaması için Holiday’i,
2014’te savunmadaki yükünü azaltması için Ömer Aşık’ı takıma kattılar.
Yaptıkları hamlelerin bazıları tartışmaya açıktı (Demps, Nerlens Noel’i
seçebileceği bir ilk tur hakkını ve gelecekteki başka bir ilk tur hakkını
Philadelphia’ya göndermişti.) Ama Pelicans geleceğe yatırım yapmak değil,
kariyerinin en iyi dönemi Davis’le çakışacak yetenekleri bir araya toplamak
istiyordu. Planlarını anlamak, zama zaman Davis için bile, kolay değildi.
Örneğin, çaylak sezonunda koçu oynadığı süreyi kısıtlı tutmuş, maç sonlarında
onu kenarda tutarak özgüvenini ve sağlığını korumak için elinden geleni
yapmıştı.
Davis,
New Orleans’a geldiğinde sadece 97 kiloydu, başka bir deyişle kendini taşıyacak
hali bile yoktu. Takımın atletik performans direktörü Carlos Daniel
tanıştıkları gün ona şöyle dedi: “Bol bol demir kaldıracağız, kardeş.” Daniel’in
programı eski usuldü ama işe yaradı. Davis ağır çalışmaların ardından kolsuz
tişörtler giymeye, salonun aynasından kendisine şaşkın bakışlar atmaya başladı.
Çaylak sezonunda 113 kiloluk devleri devirmeye çalıştıysa da çabaları
nafileydi. Güçsüz bir ağaç gibi dalları kırılıyordu. Williams’ın tavsiyesiyle
bir yöntem belirledi: “Bak ve at.” Potaya yüzünü dönüp yükleniyor, sonra da
şutunu atıyordu. Ama ikinci sezonla beraber artık post’ta da pozisyonunu
koruyabiliyordu. Koçu şöyle dedi: “Artık kelepçeleri çıkarıyorum. Oynamak
zorundasın.”
Kelepçesiz
Davis, All-Star seviyesinde bir sezon geçirdi. Rakip pivotlardan çok daha hızlı
olmasının yanında, dört numaraları itip kakacak kadar da güçlüydü artık. Dünya
Kupası gelip çattığında 108 kilo olmuştu. Turnuvayı adeta bir kostümlü prova
gibi kullandı ve durdurulmaz gözüktü. NBA’deki üçüncü sezonu yaklaşırken,
ligdeki basketbol ilahlarının sayısı da giderek artıyordu. Davis kariyerinde
ilk kez yalnızca kendisini durdurmak için kurgulanmış savunmalara karşı
oynayacaktı. Artık post’ta önden savunuluyor, ikili oyunlarda peşine adam
takılıyor, pota altında ikili sıkıştırma altında kalsın diye köşedeki takım
arkadaşı boş bırakılıyordu. Rakip savunmacıyla sık sık baş başa kaldığı serbest
atış çizgisinin köşelerinde, karşısındaki oyuncu artık bir adım geri atıp
şutunu riske ediyor. Bu sezonki bir Lakers maçından sonra Kobe Bryant,
Davis’e şöyle seslenmiş: “O şutları
sokmaktan başka çaren yok.” Oyuncu gelişimi antrenörü Kevin Hanson’ın
tavsiyesiyle “o şutları” daha yukarıdan çıkarmaya başlamasıyla birlikte sokmaya
da başladı. Ancak bu konudaki
başarısının çalışmayla olduğu kadar alışkanlıkla alakalı olduğunu unutmamalı.
Anthony daha hook atmayı hayal bile etmezken bu şutları atıyordu zaten.
O
günlerde kahramanı, şimdi D-League’de Reno Bighorns forması giyen St.
Columbanus’un gediklilerinden Keith Chamberlain’di. Pelicans, 18 Kasım akşamı
Kings deplasmanına çıktığında Chamberlain ve bir takım arkadaşı da iki saatlik
bir yolculuğun ardından Davis’i izlemek için salonda yerlerini almışlardı. “Dördüncü
çeyrekte skorborda bir baktık, 25 sayısı vardı. Farkında bile değildik. Öyle
çok top tiplemiş, pozisyon tamamlamış; içgüdüleriyle, çabasıyla çok şey
üretmişti. Parkedeki bütün meseleleri çözdüğü zaman yapabileceklerini düşünmek
bile korkutucu.”
Davis,
New Orleans’tayken ailesini çok özlüyor. Bu yüzden Sacramento’da kuzenini, bir
hafta sonra da Pelicans’ın evinde ailesini görmek onu çok mutlu etti. Takımıyla
bir kez daha Kings’in karşısına çıktı. Fakat bu kez dördüncü çeyrekte 25 sayısı
yoktu. 4/12 saha içi isabetiyle 14 sayı üretip moral bozucu bir mağlubiyete
seyirci kaldı. Sonrasında annesiyle babası oyuncuların aileleri için ayrılmış
odanın hemen dışındaki salonda oğullarını bekliyordu. 1.87 ve 1.77 boyunda
sıradan bir çifttiler. Genetik mühendisine kesinlikle benzemiyorlardı. Oğlunu
sorduğumda Anthony Sr. kaşlarını kaldırarak şöyle dedi: “İnsanların onu Hakeem Olajuwon’la karşılaştırdığını
duyuyorum.” Baba Davis gençken Chicago’da basketbol oynamış, her maçtan önce
oğluna mesaj gönderiyor: “Eğlenmeye bak. Takım arkadaşlarını da işin içine
kat.” Oğlunun serbest atışlarından memnun değil, oysa Anthony %80.4’lük isabet
ortalamasıyla hiç de fena sayılmaz.
Biz
bunları konuşurken, Davis nihayet soyunma odasından çıktı. Üstünde kapüşonlu
tişörtü ve kot pantolonuyla çabuk adımlar atarak yanımıza yaklaştı.
Sinirlerinin bozuk olduğu belliydi, hatta neredeyse öfkeliydi. O günkü sonuç
sıradan bir sezon başı yenilgisinden öte bir anlam taşımıyordu ama Davis aile
odasının önünden hızlıca yürüyüp gitti. Babası da onu durdurmadı ya da
başardığı onca muhteşem şeyi hatırlatmak için uğraşmadı. Çünkü yıldız olmaya
giden yolda acı çekmek de bir basamak. 10 yıl önce herkes Lebron James’in
müthiş yeteneğini övmek için sıraya girerken, James’in o sırada tek derdi
Cavaliers’in kaybettiği maçlardı. Beş yıl önce burnundan soluma sırası, takımı
son dakikalarda kaybettikçe hiddetlenen Durant’e gelecekti. Bugün de o yük
Davis’in omuzlarında. Bir yandan övgüleri kabul etmek, diğer yandan hayal
kırıklarını hazmetmek zorunda. Pelicans zorlu bir konferansta ancak kaybettiği
maçlar kadar kazanabilen bir takım. Davis bu gerçeği genç, yetenekli ve sevilen
bir insan olduğunu düşünerek unutabilir. Ama büyük oyuncular asla böyle yapmaz.
Onlar
yürür giderler.